İşgalci İsrail destekçisi 12 Büyük Firmanın yüzlerce alt markası.
— NE KADAR OLDU? (@NekadarolduTR) September 17, 2024
Bu liste BOYKOT listesi,
Göz atmak yada paylaşmak isterseniz değerlendirelim. #Boycott pic.twitter.com/UXbgOvr1zu
2007 sabahlarından birine uyanmıştım. Babam ilk tüplü bilgisayarımızı almıştı. O günü hâlâ hatırlıyorum. Evin içinde garip bir heyecan vardı. Abim bilgisayarı kurmaya çalışıyor, kablolarla uğraşıyor. Ben ise yanında dikilmişim, ekranın açılmasını bekliyorum. Sanki içinde başka bir dünya varmış gibi merak ediyorum. Sonunda bilgisayar açılıyor ve içinde birkaç basit oyun olduğunu görüyorum. Windows'un o meşhur pasta oyunu var ya, işte ona fena sarıyorum. Ablamla beraber oynuyoruz, sırayla fareyi alıyoruz. O anlar bana o zaman dünyanın en eğlenceli şeyi gibi gelmişti.
Bir gün abim internet kafeden bazı oyunları getiriyor. Half-life, fifa 2007 ve counter-strike. CD'leri bilgisayara takıp kurarken ben de yanında izliyorum. O anki merakı anlatmak zor. O oynuyor, ben de arkasında bekliyorum. "Acaba bana sıra ne zaman gelecek?" diye. Sonunda sıra bana geliyor ve o heyecanla bilgisayarın başına oturuyorum. Çok iyi oynayamıyorum tabii. Ama o zamanlar mesele iyi oynamak değildi zaten. Farklı oyunlar görmek, o dünyalara girmek güzeldi. Abim de yanımda bekliyor, bazen nasıl oynayacağımı gösteriyor.
Sonra bir gün bilgisayarda GTA Vice City olduğunu fark ediyorum. O neon renkli şehir, arabalar, müzikler... Küçük bir çocuk için inanılmaz bir şeydi. Arabaya binip şehirde dolaşmak bile yeterince eğlenceliydi benim için. Görev yapmayı pek beceremiyordum ama sokaklarda gezmek, arabaları denemek bana büyük bir haz veriyordu. Bazen de polislerden kaçmaya çalışıyordum. Çoğu zaman yakalanıyordum ama o kovalamaca bile eğlenceliydi. O eski bilgisayarın başında geçirdiğim o saatleri her zaman özlüyorum.
Yıllar önce internette gezerken Killed by Google diye bir websitesi keşfetmiştim. Google'ın sonlandırdığı websitelerini gösteriyordu. Bunların bir kısmı tutmayan bir kısmı da tutmasına rağmen kenara itilen projelerdi.
Dedim kendi kendime acaba Blogger da burada yer alacak mı? Son yıllarda hiç güncellenmediğini biliyoruz. 2019'da yeni temalar eklediler ve ondan sonra ortadan kayboldular. Blogger'ın blog sitesi bile güncel değil. En son 2020'de paylaşım yapmış Google. Bu bana tabi ki de Blogger'ın geleceği konusunu düşündürtüyor. Çünkü birçok projeyi göz yaşına bakmadan bitiren, bir şeyler üretip silen bir şirket. Google'a karşı her zaman güvenim ve sempatim vardır.
Son dönemlerde Chatgpt'yi bırakıp Gemini'ye geçtim. Onun Blogger'ını kullanıyorum. Gmail'den mesajlaşıyorum. Telefonum bile Android işletim sistemi. Google ürünlerine kendimden daha çok güveniyor ve kullanıyorum. Ama bir gerçek de ortada ve biz bu gerçeğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz...
Gelecek temalı filmleri çok seven biri olarak, Ready Player One'ı an itibariyle bitirmiş bulunmaktayım. Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri oldu. Çıktığı yıldan daha geç izlemiş olsam da, aşırı beğendiğimi söyleyebilirim.
Filmin konusu: 2045 yılında geçen bir gelecekte dünya artık insanların mutlu olduğu bir yer olmaktan çıkmış ve çoğu insan kaçışı James Halliday tarafından yaratılan OASIS isimli sanal evrende bulmuştur. OASIS sadece bir oyun değil, resmen alternatif bir hayat sunar. Halliday öldüğünde ise OASIS'in içine gizlediği üç anahtarı bulan kişinin hem devasa bir servetin hem de tüm OASIS'in kontrolünü kazanacağını açıklar. Bu da olayı basit bir oyun olmaktan çıkarıp, hem sıradan oyuncuların hem de açgözlü şirketlerin dahil olduğu büyük bir mücadeleye dönüştürür.
Film boyunca ana karakterin bu anahtarları bulma sürecini izlerken aslında sadece bir yarış izlemiyoruz. Aynı zamanda bir karakterin gelişimini, yalnızlıktan çıkışını ve bir amaç bulmasını izliyoruz. Her şey bir oyunu kazanmakla başlıyor gibi görünse de, aslında olayın sonunda kazandığı şey oyundan çok daha fazlası oluyor.
Bugün birçok kişi sitesini Netlify, Vercel veya Github Pages gibi platformlarda yayınlıyor. Bu platformların bu kadar popüler olmasının sebebi ise genelde statik site mantığıyla çalışmaları.
Çünkü statik siteler hem daha hızlı hem de kurulumu daha basit. Ama internette kullandığımız her site statik değil. Bazıları da dinamik olarak çalışıyor. Aralarındaki fark ise sitenin nasıl oluşturulduğuyla ilgili.
Statik site nedir?
Statik site, önceden hazırlanmış ve hazır şekilde bekleyen bir sitedir. Kullanıcı siteye girdiğinde sunucu sadece hazır olan dosyayı gönderir. Yani site o anda oluşturulmaz zaten vardır.
Mesela siteni Netlify, Vercel veya Github Pages'e yüklediğinde, site direkt olarak kullanıcılara hazır şekilde gösterilir. Bu yüzden bu tür siteler genelde çok hızlı açılır.
Dinamik site nedir?
Dinamik site ise kullanıcı siteye girdiğinde oluşturulur. Sunucu arka planda çalışır, gerekli verileri toplar ve sayfayı o anda hazırlar. Bu yüzden her kullanıcı farklı içerikler görebilir.
Örneğin Wordpress ile kurulan bir sitede yeni yazılar eklendiğinde veya kullanıcı giriş yaptığında site buna göre kendini günceller. Yani site sabit değildir, sürekli değişebilir.
Temel farkları nelerdir?
Statik siteler hazır oldukları için daha hızlı ve daha basittir. Dinamik siteler ise daha esnektir ama oluşturulmaları için ekstra işlem gerekir.
Bu yüzden Netlify, Vercel ve Github Pages gibi platformlar statik siteler için mükemmeldir. Ama kullanıcı hesabı, yorum sistemi veya kişiye özel içerik gereken siteler dinamik olmak zorundadır.
Kısaca statik site hazır bekleyen bir sayfadır, dinamik site ise sen girdiğinde oluşturulan bir sayfadır. Günümüzde hız ve sadelik isteyenler statik siteyi, esneklik isteyenler ise dinamik siteyi tercih ediyor.